2000’li rakımlarda çocuklar gibi şenlendik...

Elimizi uzatsak,sanki bulutlara uzanacaktık...

Uzaklaşmıştık şehrin kalabalığından...

Uzaklaşmıştık karmaşadan,debdebeden...

Ahır dağının tertemiz havasını içimizde hissederek kanatlanmıştık...

Gökyüzüne doğru kanatlanmıştık...

Şimdi,tefekkür vaktiydi...

Şimdi,yaptıklarımızın murakabesinin vaktiydi...

Şimdi,bu güzellikleri yaratan rabbimize teşekkür vaktiydi...

Necip Fazıl Kısakürek üstadımızın deyişiyle;

“Bugün ve her gün Rabbimize hamdetme makamındaydık”...

Şehirden uzaklaşmak iyi gelmişti bir parça...

Nefislerimizi ve hayatımızı sorgulamak,yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızın hesabını yapmak,iyi gelmişti yüreklerimize...

Dağların zirvesinde,bulutların altında,sadece Allah’a kul olmanın lezzetini yaşadım ve hissettim...

Özgürce Rabbimize râm olmanın sevgisini hissettim...

Rabbimize sonsuz şükretmenin mutluluğunu yaşadım...

Temiz hava,başımıza değen bulutlar,kekik,keven,kenger kokuları,ömrümüze ömür kattı diyebilirim...

Eğer şehirde bunaldıysanız,yorulduysanız;doktora gitmeden önce,dağların zirvesine tırmanarak tedavi olmanızı öneririm...

“Gökyüzüne dokunabilmek”, başlığını bu sebeple seçtim...

Yaradana ulaşabilmenin yolu;zirvelere çıkıp,bulutlara uzanabilmek ve de saatlerce tefekkür etmekten geçmektedir...

Doğayla başbaşa kalmak,Allah’la başbaşa kalmak demektir,diyorum ben...

Sadece Allah’a kul olabilmek...

Kederden ve üzüntülerden uzak bir tefekkür saati olmalı insanın...

Özgürlüğü doyasıya tadabilmek,Rabbimizin büyüklüğünün farkına varabilmek,imanın lezzetiyle eşdeğerdir...

Yükseldikten sonra,şehre doğru süzülebilmek,acizliğini idrak ettikten sonra,çileli de olsa insanlığın dertlerine çare olabilmek ve topluma yönelebilmek,peygamberlerin mesleğidir...

Bir çok peygamberin çobanlık yapmasındaki sırrı da anlayabilmiş hissediyorum...

Peygamberlerin izinde olmak için yaşayan bizlerin, şükretmesi ve ibret alması gerektiğini ifade etmek istiyorum...

İyiliğin yayılması ve yeryüzünde kötülüğün ortadan kalkması için bir kelimeyle de olsa insanlığa ikramda bulunmak gerektiğini, unutmamak gerekiyor...

Tefekkür,muhasebe ve arkasından iyiliğe koşmak,kötülüğe “dur” diyebilmek imanın bir alametidir...

Sözlerimi üstadın bir şiiriyle noktalamak istiyorum;

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden.”

Selam ve dua ile kalınız...

Mehmet AKPINAR

23.06.2020