Bu canlandırmalardan birisini Abdal Halil Ağa'nın kızı Yeter neneyle birlikte izledim. Babasını canlandıran sanatçı sahnede işbirlikçi Ermeniye “bu din bahsidir beyim…davulumun kasnağını da doldursan ben çomak vurmam beyim…” diyordu. Bu sırada gözyaşları içinde oyunu izleyen Yeter neneye “babanı mı özledin?” Diye yavaşça sordum. “Yok, ona ağlamıyorum benim babam gavura (düşmana) beyim demezdi. Ona ağlıyorum.” Dedi.
İşte bu cevap Abdal Halil Halil Ağa'nın ve 12 Şubat'ı destan yapan ecdadımızın ruh halinin özetiydi. Onların savaşı kazanan ve tarihe geçen mücadelesinin geleceğe olduğu gibi deforme edilmeden aktarılmasının önemi bu olayda gizliydi. İzleyicilerden hiç kimse bu farkın vahametinin farkında değildi. Ama kızı canlandırma bile olsa “beyim” sözüne tahammül edememişti.
Her yıl 12 Şubat ruhunu yaşatmak için çıkan Uzunoluk dergisinde Abdal Halil Ağa olayını ilk ağızdan dinleyen kızının anlatımıyla sizinle paylaşmayı bu duygularla çok önemsiyorum.
28 Ekim 1919'da evinde oturan Abdal Halil Ağa'ya 3 atlı gelir.
—Yarın İtürmezin Dağından Fransız ordusu geliyor, bir davul alıp iki adamınla, zurnayla bunları karşılayacaksın. der.
Bu hainlerin, böyle fütursuz teklifini bile hayretle karşılayan Abdal Halil Ağa;
—Ney… ney… ney bir daha de. diyerek Maraş tabiriyle onları kerçeder.
Bu bedbaht.
—İtürmezin Dağından Fransız geliyor, davulunu alıp bir-iki adamınla bunları davul zurnayla karşıla. Diye tekrarlar.
Abdal Halil Ağa hâlâ kendisini, sinesindeki imanı tanımayan bu haine;
—Ben mi garşı gelicim?( karşılayacağım?) Diye hayret ve kızgınlıkla sorar.
Adamlarında iyi niyetli olmadığı anlaşılmaktadır.
—Gitmiyorsan para burada… Diyerek bir kese gösterirler.
—Eğer yetmezse gerisi de burada. Diyerek atının terkisindeki şişkin heybeye elini daldırır.
İyice hiddetlenen Abdal Halil Ağa
—Dur! Çıhartma, o altınlar sizin olsun. Değil bir kese davulumun kasnağını altınla doldursanız ben din gardaşlarımın bağrına çomağımı vurmam.
Müslüman gardaşlarımın soğanın kabcığına muhtacım.
Senin altınına muhtaç değilim. Diyerek, atlıların üstüne yürür.
Bu sözler Maraş'ın kurtuluş destanının özüdür.
Hırlakyan ve adamları;
—Alacağın olsun Halil. Bunu unutma, ilk ateşimiz sanadır. Evvel seni vuracağız. Evvel senin evini yakacağız. Tehditleriyle Abdallar mahallesinin tozlu patikasından kaçarcasına uzaklaşırlar.
Ne mutlu ki Maraş İstiklal Mücadelesinin 100. Yılında dahi Türk Milleti Abdal Halil Ağa'yı unutmadı. Onu ve o dönem yaşayan ecdadımızın kardeşlik duygularını ve mücadele azmini her daim yüreklerinde hissettiler.
O gün Abdal Halil Ağa'nın sözleri ve Fransızların geleceği haberi Maraş'ta dilden dile yayılmıştır.
Kısacası o gün; Maraş'ın Fransızlarca işgalinin kara haberi, Abdal Halil Ağa'nın cesaretiyle birlikte duyulmuştur.
Bu nedenle, bu sözler Maraşlıların hafızasında çok derin bir iz bırakmıştır.
12 Şubat 1920 sabahı düşmanın Maraş'tan ayrıldığı haberini alan Abdal Halil Ağa davulcularına emir verdi. “Dağılın ve çalın davulları gardaşlarım küsgü(üzgün) galmasın.” Dedi. Maraş karlar altında kazandığı zaferin muştusunu Abdal Halil Ağa'nın davullarıyla duydu. Ve o günden sonra her 12 Şubat'ta ortalık bayrama döndü. Sadece resmi törenlerle değil tüm ecdadımızın, gazilerimizin katıldığı Abdal Halil Ağa'nın davullarının Ahır Dağı'nda yankılandığı bu bayrama onlar “Çete Bayramı” dediler. 100 yıldır bu bayrama hiçbir çete davulsuz ve bayraksız katılmadı.
Bu vesileyle tüm şehit ve gazilerimizin ve o dönemde hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan bizlere özgür bir vatan bırakan ecdadımızın ruhları şad olsun.

