Oyun, insan hayatının hemen her evresinde var olan bir etkinlik olmakla birlikte çocuk için basitçe iletişim kurabileceği en kolay yoldur. Gazali'ye göre oyun çocuğu dinlendiren, zihnini yenileyerek öğrenme potansiyelini artıran bir kavramdır. Mevlana'ya göre oyun 'aslında akıldadır. Çocuk ancak oyunla akıllanır.' O halde oyunun aklı inşâ eden bir işlevsel özelliğide vardır.

Türkiye'de ilk kez “oyun” kavramının mitos-ritüel ve inançlar açısından ele alındığı 1974 yılında Metin And tarafından yazılan 'Oyun ve Bügü' kitabı bu sahada yazılmış önemli bir derlemedir. [1]

Çocuğun oyun ile doğrudan temasını sağlayan “oyuncak” kavramı çocuğu oyuna alıştıran temel malzemenin adıdır. Oyuncak Müzesi ile ilgili bu çalışmamızda Prof. Dr. Bekir Onur'un çalışmalarından yararlanılmıştır.

Türkiye'de ilk oyuncak müzesi 1990 yılında Ankara'da Prof. Dr. Bekir Onur'un çalışmalarıyla kurulmuştur. Müze ilk kurulduğu yıllarda Prof.Dr. Bekir Onur tarafından 1994 yılında kurulan Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi [ÇOKAUM] ile iş birliği içinde çalışmalar gerçekleştirmiştir. Merkez çalışmalarında çocukluğun tarihi, oyun kültürü, müze eğitimi gibi birbiri ile bağlantılı konularla çocuk kültürü oluşturma kavramını ele almıştır. [2]

Bekir Onur'un “Oyuncaklı Dünya” ve “Türkiye'de Çocukluğun Tarihi” “Çocuk Tarih ve Toplum” isimli eserleri başta olmak üzere ÇOKAUM bünyesinde yapılan pek çok çalışması vardır ve bunla hala devam etmektedir.

Prof.Dr. Bekir Onur bu çalışmalarına başladığı ilk yıllarda Türkiye'de oyuncak müzesi dahi yoktur, hatta 'oyuncak tarihi' ile alakalı kitap çalışması bile. “Oyuncaklı Dünya” isimli kitabının ilk baskısının önsözünde bu acı gerçeği şu sözlerle anlatmaktadır:

“İki yıl öncesine kadar Avrupa'da oyuncak müzesi olmayan tek ülke bizdik. Bu kitap yayınlanıncaya kadar oyuncakla ilgili kitabı olmayan birkaç ülkeden biri de bizdik.”

Acı değil mi ey okuyucu!

Yıl 1992… ve Çocuk Oyuncak Müzemiz yok. Kitabın ikinci baskısı 10 yıl sonra yani 2002 tarihinde yapılır. Bu geçen on yılda Bekir Onur 1994 tarihinde Çocuk Kültürü Araştırma Merkezi'ni kurar. 1997 yılında ise Müze Eğitim Anabilim Dalı'nı kurma başarısına ulaşır. Sonra Bekir Onur, 'oyun'dan ve 'çocuk' araştırmalarından daha geniş perspektifte 'çocuk kültürünü' araştırır. “Sadece oyuncağı değil çocuğu da araştırmalıydık, dolayısıyla aslında oyuncak müzesi değil çocuk müzesi kurmalıydık…” diyecektir.

Araştırmalar genişletilir. “Oyuncak da içinde olmak üzere çocukla ilgili ne varsa: Giysiler, kitaplar, fotoğraflar, oyunlar, müzikler…”

Gerek derleme, gerekse gözlem yoluyla oyun kaynağına ulaşır. Basılı yayın araçları taranır, kitle iletişim araçlarından istifade edilir ve Bekir Onur hocamız bu alanın öncüsü olur. Metin And tarafından “kendini çocuk kültürünün araştırılmasına adamış olan bilim adamı” diye nitelenen Bekir Onur ülkemizin yetiştirdiği nadir bilim insanlarımızdan birisidir.

Bekir Onur'dan devam edelim:

“Gelişiş ülkelerin çocuğa ne çok yatırım yaptığı herkesçe bilinir. Günlük yaşamın her anında çocuğa verilen önemin somut kanıtları görülür. Çocuk yuvası, çocuk bahçesi, çocuk kitaplığı, çocuk edebiyatı, çocuk tiyatrosu, anaokulu, okul, kitap, oyun, oyuncak, oyuncak müzesi…

Oyuncak müzesi mi?

Londra'da iki büyük “Oyuncak Müzesi” olduğunu biliyor muydunuz? Ya bütün İngiltere'de bu türden birkaç düzine müze olduğunu… Bununla da kalmayıp birçok ülkede “Bebek Müzesi” , “Model Tren Müzesi” , “Oyuncak Ayı Müzesi” , “Kukla Müzesi” gibi uzmanlaşmış türlerin bulunduğunu… Yine bütün İngiltere'de bir “Eğitim Müzesi” on kadar “Çocuk Müzesi” olduğunu… Ayrıca arkeoloji ve etnografya müzelerinin çoğunda 'Oyuncak' bölümü bulunduğunu…” [3]

Prof.Dr. Bekir Onur'un bu çalışmaları ülkemizde ilk olmasıyla beraber 'literatür' çalışmalarıdır aynı zamanda. Bu alanın literatürünün oluşmasında hocamızın emekleri tartışılmaz. Oyuncak kavramını geçmişi bütün yönleriyle yansıtan bir nesne, oyuncak müzesini ise bu nesne aracılığıyla geçmişin izlerini yakalamaya çalışan bir araştırma kuruluşu olarak tanımlayan Bekir Onur, Levy'den hareketle oyuncağın anlamını şöyle aktarıyor: “Oyuncak iki farklı evrede gelişmektedir. İlk olarak, oyuncağın birincil kullanımı söz konusudur; bu durumda çocukları eğlendirmek, oyalamak ve/veya eğitmek amaçlanır. İkinci evrede oyuncak araştırma ve inceleme nesnesi olur ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarihsel malzemenin bir bölümünü oluşturur. Yakın zamanlara kadar oyuncaklar, genellikle ilk kullanımı bittiğinde bir yana atılan, sonra belki yalnızca çocukluk anısı olarak anımsanan geçici nesnelerdi. Oysa bugün oyuncağın ikincil kullanımı da söz konusudur ve bunu gerçekleştirmekle görevli oyuncak müzeleri son yirmi yıldır hızla artmaktadır.

Oyuncak müzesi, yalnızca geniş geniş kitlelere eldeki oyuncakları göstermekle değil, bilgilerin ve belgelerin toplandığı bir araştırma merkezi olmakla da yükümlüdür. [4]

Bitirirken

Çocuk bir dünyadır…

Hayal ve duygudan oluşan bir dünya…

Gerçeklikte asla yaşamayan, gerçekliği oyun ve oyuncakla öğrenmeye çalışan…

Çocuğa yönelmemek istikbâle yönelmemektir.

Çocuğu inşâ etmek istikbâli inşâ etmektir.

Haydi Kahramanmaraş bir oyuncak müzesi kuralım… Çocukça, çocuksu duygularla dünyaya bakalım, kirlenmişlikten uzaklaşarak…

Temiz ve saf duygularla harekete geçelim…

İstanbul, Ankara, Antalya, Gaziantep'ten sonra Kahramanmaraş olarak şehrimize bir 'oyuncak müzesi' bizde kuralım…

Yakışmaz mı şehrimize?

Not: Oyun ve Oyuncak Müzesi hakkında yeterli çalışmaları yapmış bulunuyorum. Kurulum aşamasında elimdeki materyalleri tüm kurum ve kuruluşlarla paylaşmaya hazırım…

 

DİPNOTLAR

1- Begiç, H.N. (2017). Nebi ÖZDEMİR, Türk Çocuk Oyunları, Akçağ Yayınları, 2006. Türk Mecmuası, 359-364.

2- Karadeniz, C. & Atar, M. (2017). Türkiye'de Oyuncak Müzelerinin Durumu ve Sürdürülebilirliği. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 477-492.

3- Onur, Bekir, 3. Baskı (2010). Oyuncaklı Dünya –Oyuncağın Toplumsal Tarihi- , s. 19

4. Onur, Bekir, a.g.e s. 45-46