EĞİTİMSEN "ŞİDDETİN SORUMLUSU ÖĞRETMENLER DEĞİLDİR! SÜRGÜNLER DERHAL DURDURULSUN!"
Eğitim sen Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş ,Eğitim Sen Genel Merkez TİS ve Hukuk Sekreteri Özlem Tolu ,Kahramanmaraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç ve Şube Yönetim Kurulu Üyelerinin Katılımıyla Basın açıklaması yapıldı.
EĞİTİMSEN Kahramanmaraş Şubesinde yapılan basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı.
"Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir öğretmen ve dokuz öğrencinin yaşamını yitirdiği katliam, hâlâ hafızalarımızda ve yüreklerimizde bütün canlılığıyla durmaktadır.
Böylesine ağır bir olayın ardından Millî Eğitim Bakanlığı’nın yapması gerekenler açıktır. Yaşananlardan ders çıkarmak, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek, şiddetin nedenlerini ve ihmalleri bütün yönleriyle ortaya çıkarmak, benzer acıların bir daha yaşanmaması için gerekli önlemleri almaktır.
Ancak Bakanlık, sorumluluğunu kabul ederek kamuoyuna hesap vermek yerine öğretmenleri cezalandırmayı tercih etmiştir. Katliamdan bir gün önce Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırı üzerine sendikalar eğitimde şiddeti protesto etmek ve Bakanlığı gerekli önlemleri almaya çağırmak amacıyla iş bırakma kararı alınmıştı.
Bu karar doğrultusunda 15 Nisan’da iş bırakarak okula gitmeyen öğretmenler hakkında soruşturma yürüterek, öğretmenlerin başka illere sürgün edilmesi ve disiplin cezaları verilmesi kabul edilemez.
Şiddete karşı ses çıkaran, güvenli eğitim ortamları talep eden ve Bakanlığı sorumluluğunu yerine getirmeye çağıran öğretmenlerin cezalandırılması; akılla, vicdanla ve hukukla bağdaşmayan açık bir utanç vesikasıdır.
Sayın Bakana soruyoruz:
Peki, ne istiyordunuz? Hepimiz sizin yaptığınızı yaparak hiçbir şey olmamış gibi mi davransaydık. Çocukların can güvenliğini sağlayın diye uyarmak ve meşru araçları kullanarak dillendirmek nasıl sorgulanan ve cezalandırılan bir suç olarak tanımlanabilir.
Öğretmenler katliam günü okulda olsaydı bu katliam yaşanmayacak mıydı? Yoksa duyarlılık gösterip gerekli önlemleri almak sizin sorumluluğunuz değil mi?
Bir gün önce başka bir okulda yaşanan saldırının ardından risk taşıyan okullarda gerekli güvenlik önlemleri alınsaydı, eğitim kurumlarında şiddetin önlenmesine yönelik etkili tedbirler hayata geçirilseydi ya da gerekli görülen yerlerde eğitime ara verilseydi bu katliam yaşanır mıydı?
Bugün sorumluluğu öğretmenlere yüklemeye çalışmak yerine öncelikle kendi sorumluluğunuzla yüzleşmeniz gerekmektedir.
Eğitim kurumların da şiddetin yaşanmasını önlemek ve güvenliğini sağlamak öğretmenlerin değil, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere iktidarın sorumluluğudur.
Bir öğretmenin ve dokuz öğrencinin yaşamını yitirdiği bu okulda hangi ihmallerin yaşandığı, kimlerin idari sorumluluk taşıdığı ve eğitim kurumlarının güvenliği için hangi kalıcı çözümlerin geliştirildiği hâlâ açıklığa kavuşturulmamıştır.
Oysa okullarda yaşanan şiddet; derinleşen yoksulluk, eşitsizlikler, toplumsal gerilim, geleceksizlik, dışlanma ve çocukların psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarından yoksun bırakılmasından bağımsız ele alınamaz.
Çözüm; sorumluluğu öğretmenlere yükleyerek, soruşturma, disiplin cezaları ve sürgünlerle baskı kurmak değil, şiddeti üreten toplumsal koşullarla yüzleşmek ve kamusal sorumluluğun gereğini yapmaktır.
Öğretmenleri sürgün ederek sorumluluğunuzu örtbas edemezsiniz!
Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi öğretmenleri susturmak, sendikal haklarını kullanan eğitim emekçilerini cezalandırmak değildir.
Bakanlığın asli görevi; öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkını korumak, okullarda güvenli eğitim ortamını sağlamak ve eğitim kurumlarında şiddeti önleyecek toplumsal politikaları hayata geçirmektir.
Yaşanan katliam karşısında öğretmenlerin tepki göstermesi meşru bir haktır.
Arkadaşlarının ve öğrencilerinin ölümünün hesabını sormak suç değildir.
Sendikal hakları kullanmak ise hiçbir biçimde suç olarak değerlendirilemez.
Bunların tamamı insan hakları temelinde, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler tarafından güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerdir.
Asıl sorgulanması gereken, böylesine ağır bir olayın bir eğitim kurumunda nasıl yaşanabildiğidir.
Asıl soruşturulması gereken öğretmenler değil, katliama giden yolu açan ihmaller zinciridir.
Bugün yapılmak istenen; ihmallerin hesabını vermek yerine itiraz edenleri cezalandırmak, sorumluluğu olanlardan hesap sormak yerine yaşananlara tepki gösteren eğitim emekçilerini hedef haline getirmektir. Buna izin vermeyeceğiz.
Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na bir kez daha sesleniyoruz:
Öğretmenlerle, üye oldukları sendikalarla uğraşmayı bırakın, görevinizi yapın!
Tepeden inme disiplin cezalarınızı ve sürgün kararlarınızı geri çekin.
Sendikal faaliyetleri ve demokratik hak kullanımlarını kriminalize ederek soruşturma ve cezalandırma süreçlerinden vazgeçin.
Eğitim Sen olarak, haksız ve hukuksuz biçimde sürgün edilen biri üyemiz, 13 eğitim emekçisi arkadaşımız başta olmak üzere, MEB’in baskı ve cezalandırma politikalarına maruz kalan tüm eğitim emekçilerinin yanındayız.
Baskılara, soruşturmalara, cezalara ve sürgünlere karşı hukuki ve sendikal mücadelemizi her platformda kararlılıkla sürdürecek; hiçbir eğitim emekçisini bu hukuksuzluklar karşısında yalnız bırakmayacağız.
Bir kez daha söylüyoruz:
ÖĞRETMENLERİ DEĞİL, İHMALLERİ SORUŞTURUN!
ÖĞRETMENLERİ CEZALANDIRMAK YERİNE KENDİ SORUMLULUĞUNUZLA YÜZLEŞİN, ÖZELEŞTİRİ VERİN!"
Haber344.com / HABER. - SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI

