akpinar @ gmail.com

ADIM ATMAK

Sabah henüz gün tam ağarmadan yola çıktık.

Şehir uykudaydı; yollar sessiz, hava serin, önümüzde uzanan yol ise uzundu.

Tam da o saatlerde insanın zihni daha berrak oluyor.

Yola çıkmış olmanın verdiği hareketle şu düşünce düştü gönlüme:

Hayatta birçok şey, insanın bulunduğu yerden kalkıp ilk adımı atmasıyla başlıyor.

Bu yazı da böyle bir sabah yolculuğunda, henüz yolun başındayken doğdu.

Belki de hayatın birçok kapısının anahtarı tek bir kelimede gizlidir:

Adım.

İnsan bazen uzun uzun düşünür. Planlar yapar. Şartların olgunlaşmasını, bütün engellerin kalkmasını, imkânların hazırlanmasını bekler.

“Her şey tamam olsun, sonra başlayayım.” der.

Oysa hayat çoğu zaman böyle işlemiyor.

Önce yol açılmıyor; önce insan yürüyor.

Önce bütün imkânlar hazırlanmıyor; önce insan niyet ediyor, kalkıyor ve adım atıyor.

Sonra yol, yürüdükçe görünmeye başlıyor.

Allah kulundan bir yöneliş bekler

Kur’an-ı Kerim’in insana öğrettiği önemli hakikatlerden biri budur:

Niyet et.

Yönel.

Gayret et.

Başla.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”
(Muhammed, 7)

Ayetin sıralaması üzerinde düşünmek gerekir.

Önce:

Siz Allah’a yardım ederseniz…”

Ardından:

Allah da size yardım eder…”

Demek ki kulun yapacağı bir şey vardır.

Bir başlangıç vardır.

Bir irade vardır.

Bir hareket vardır.

Sonra Allah’ın yardımı gelir.

Hadis-i kudsîde de Rabbimizin rahmeti çok güzel bir misalle anlatılır. Kul Allah’a bir karış yaklaşırsa Allah ona bir arşın yaklaşır; kul yürüyerek gelirse Allah onu çok daha büyük bir rahmetle karşılar.

Burada anlatılan elbette mesafe değildir.

Burada anlatılan şudur:

Sen samimiyetini göster.

Sen yönünü belirle.

Sen ilk adımını at.

Allah, kulunun samimi yönelişini karşılıksız bırakmaz.

Allah neticeden önce niyete bakar

Allah’ın rahmeti öylesine geniştir ki kulun yalnız yaptığı iyiliği değil, iyiliğe yönelen samimi niyetini bile karşılıksız bırakmaz.

İnsan bir iyiliği yapmaya samimiyetle niyet eder fakat elinde olmayan sebeplerle gerçekleştiremezse, o niyet dahi kıymetlidir.

Bir kötülüğe yöneldiği hâlde Allah korkusuyla ondan vazgeçerse, o geri dönüş de değerlidir.

Demek ki mesele yalnızca netice değildir.

Allah yönelişe bakar.

Niyete bakar.

Samimiyete bakar.

Gayrete bakar.

İnsanın hangi istikamete doğru yürüdüğüne bakar.

Bazen en kıymetli adım iyiliğe doğru attığımız adımdır.

Bazen de kötülüğün eşiğinden geriye doğru attığımız adım.

İkisinde de insan iradesini hayırdan yana kullanmıştır.

Yürümek başlı başına kıymetlidir

Belki üzerinde en fazla düşünmemiz gereken nokta da budur.

Biz başarıyı çoğu zaman yalnızca neticeyle ölçüyoruz.

Kazandı mı?

Başardı mı?

Hedefine ulaştı mı?

İstediğini elde etti mi?

Oysa insanın değeri yalnızca vardığı yerle ölçülemez.

Nasıl yürüdüğü de önemlidir.

Helalden mi yürüdü?

Kimseyi ezmeden mi yürüdü?

Hakkı gözetti mi?

Yorulduğunda sabredebildi mi?

Düştüğünde yeniden kalktı mı?

İmkânları azaldığında ümidini koruyabildi mi?

İnsanların alkışına göre mi yön değiştirdi, yoksa doğru bildiği istikamette yürümeye devam mı etti?

Çünkü bazı insanlar hedeflerine ulaşırken kendilerini kaybederler.

Bazıları ise henüz hedeflerine ulaşamamıştır ama attıkları her adım onları olgunlaştırır.

Bu yüzden istikamet, süratten daha önemlidir.

Yanlış yolda hızlı koşmaktansa doğru yolda ağır yürümek daha hayırlıdır.

Tohumu saçmak da vazifedir

İşte burada Necip Fazıl’ın o büyük çağrısı geliyor akla:

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!”

İnsan her attığı tohumun yeşerdiğini göremeyebilir. Her söylediği söz karşılık bulmayabilir. Her çaldığı kapı açılmayabilir. Her mücadele zaferle sonuçlanmayabilir. Fakat bunların hiçbiri tohumu saçmaktan vazgeçmek için sebep değildir. Çünkü insanın vazifesi her zaman neticeyi elde etmek değil, doğru tohumu doğru toprağa saçmaktır.

Belki bizim attığımız tohumu bir başkası sulayacak, meyvesini bizden sonraki nesiller toplayacaktır. Önemli olan yalnız kendimizin bir yere varması değil; birilerini ayağa kaldırmak, uyuyan bir gönlü uyandırmak ve iyiliğin yürüyüşünü bizden sonra da sürdürecek insanlar bırakabilmektir. Makamlar, unvanlar ve şahsi zaferler geçicidir. Asıl gaye, iyiliğin, hakkın ve adaletin yeryüzünde çoğalmasına küçücük de olsa bir katkı sunabilmektir.

Hayat hareket ister

Dünyanın neresine bakarsak bakalım aynı kanunu görürüz.

Toprağı sürmezsen mahsul alamazsın.

Ağacı sulamazsan meyve bekleyemezsin.

Dükkânı açmazsan ticaret yapamazsın.

Kitabı açmazsan öğrenemezsin.

Çocuğunla ilgilenmezsen sağlam bir aile bağı kuramazsın.

İnsanların arasına girmezsen onları anlayamazsın.

Bir derdin çözülmesini istiyorsan yalnızca konuşmak yetmez; kalkıp elini taşın altına koyman gerekir.

Dua edeceksin ama çalışacaksın.

Tevekkül edeceksin ama tedbir alacaksın.

Allah’a güveneceksin ama yürüyeceksin.

Çünkü İslam, insanı uyuşturan değil harekete geçiren bir inançtır.

Tembellik yalnız yatmak değildir

Çağımızın önemli hastalıklarından biri tembelliktir.

Fakat tembellik yalnızca bedenin yatması değildir.

Sürekli konuşup hiçbir şey yapmamak da tembelliktir.

Hep başkasından beklemek tembelliktir.

Her başarısızlığın suçunu şartlara yüklemek tembelliktir.

Mazeret üretmek tembelliktir.

“Birileri yapsın.” demek tembelliktir.

Yıllarca aynı şeylerden şikâyet edip çözüm için tek adım atmamak da tembelliktir.

Fertlerin olduğu kadar toplumların ve İslam dünyasının da üzerinde düşünmesi gereken meselelerden biri budur.

Geçmişte büyük bir medeniyet kurmuş olmak, bugün yeniden büyük olmak için yeterli değildir.

Geçmişle övünmek kolaydır.

Asıl mesele bugünün sorumluluğunu üstlenmektir.

Bilimde çalışacaksın.

Eğitimde çalışacaksın.

Üretimde çalışacaksın.

Ahlakta örnek olacaksın.

Adaleti ayakta tutacaksın.

İyiliği çoğaltacaksın.

Ve yorulsan da yeniden ayağa kalkacaksın.

Hiçbir medeniyet yattığı yerden yükselmemiştir.

Tevekkül beklemenin adı değildir

Bazen hiçbir hazırlık yapmadan Allah’tan netice bekliyoruz.

Sonra olmayınca:

Nasip değilmiş.”

diyoruz.

Oysa önce kendimize sormamız gerekir:

Ben üzerime düşeni yaptım mı?

Kapıyı çaldım mı?

Tohumu ektim mi?

Fedakârlık yaptım mı?

Sabrettim mi?

Düştüğümde yeniden kalktım mı?

Gerçekten yürüdüm mü?

Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.

Tevekkül, sebeplere sarıldıktan sonra sebeplerin sahibine güvenmektir.

Çiftçi tarlasını sürecek, tohumunu ekecek, suyunu verecek; sonra yağmuru Allah’tan bekleyecek.

Hayat da böyledir.

Gayret kuldan, tevfik Allah’tandır.

Bereket, hesapta olmayanın gelmesidir

İnsan yürümeye başlayınca çok ilginç bir şey olur.

Başlangıçta göremediği yollar görünür.

Tanımadığı insanlar karşısına çıkar.

Bir insan başka bir insana vesile olur.

Bir kapı başka bir kapıyı açar.

Dün imkânsız görünen bir mesele bugün kolaylaşır.

Bazen insan dönüp geriye baktığında:

“Ben bunların hiçbirini başlangıçta hesaplamamıştım.”

der.

İşte bereket biraz da budur.

Bereket yalnız malın çoğalması değildir.

Az imkânla çok iş yapabilmektir.

Doğru insanın doğru zamanda karşına çıkmasıdır.

Bir sözün bir gönlü değiştirmesidir.

Bir insanın başka bir insana vesile olmasıdır.

Bir adımın başka adımları doğurmasıdır.

Hiç hesap etmediğin bir kapının önünde açılmasıdır.

Bazen aylarca masa başında kuramayacağın bir ilişki, çıktığın bir yolda kurulur.

Bazen yüz defa düşünerek çözemediğin mesele, harekete geçtiğinde kendiliğinden çözülmeye başlar.

Çünkü sen hareket ettiğinde yalnızca sen hareket etmiş olmazsın.

İnsanlar hareket eder.

Sebepler hareket eder.

İmkânlar hareket eder.

Yeni ihtimaller doğar.

Ve Allah dilerse bütün bunları senin hayrına bir araya getirir.

Belki bereketin en güzel tariflerinden biri de budur:

Sen yürürsün; Allah sebepleri yürütür.

Yol insanı da değiştirir

Yürümenin bir başka tarafı daha vardır.

İnsan yalnızca bir hedefe doğru yürümez.

Yürürken kendisi de değişir.

Yol insanı terbiye eder.

Sabretmeyi öğretir.

İnsan tanımayı öğretir.

Yanlışlarını gösterir.

Kibrini törpüler.

Neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını öğretir.

Bazen hedefe ulaşmaktan daha kıymetli olan şey, o hedefe giderken kazandığımız tecrübedir.

Bu sebeple yolculuğu yalnızca varılacak yere göre değerlendirmemek gerekir.

Belki Allah sana istediğin neticeyi hemen vermeyecektir.

Ama o yolda sana sabır verecektir.

Dost verecektir.

Tecrübe verecektir.

Basiret verecektir.

Kendini tanımayı öğretecektir.

Ve belki yıllar sonra dönüp baktığında:

“Ben o yola başka bir hedef için çıkmıştım ama Rabbim bana çok daha fazlasını öğretmiş.”

diyeceksin.

Zaman yürüyenden yanadır

Ümitsizlik insana:

“Artık çok geç.”

der.

Tembellik:

“Yarın başlarsın.”

der.

Korku:

“Ya başaramazsan?”

der.

İman ve irade ise:

“Bismillah de ve başla.”

der.

Nurullah Genç’in insanın içine ümit düşüren o güzel seslenişi vardır:

“Tasalanma yiğidim, zaman bizden yanadır.”

Bu sözün bana düşündürdüğü şey şudur:

Zaman, hiçbir şey yapmadan bekleyenin yanında değildir.

Zaman; sabredenin, çalışanın, düştüğünde yeniden ayağa kalkanın ve istikametini bozmadan yürüyenin lehine işler.

Çünkü sabır durmak değildir.

Sabır, yürürken dayanmaktır.

Azim hiç düşmemek değildir.

Azim, düştükten sonra yeniden kalkmaktır.

Ümit hiçbir sıkıntı görmemek değildir.

Ümit, bütün sıkıntılara rağmen yarına doğru yürüyebilmektir.

Bir adım başka adımları doğurur

Büyük işler uzaktan bakıldığında insana korkutucu gelir.

Bir kitap yüzlerce sayfadır ama ilk kelimeyle başlar.

Bir bina binlerce taştan oluşur ama ilk taşla yükselir.

Bir orman milyonlarca ağaçtan meydana gelir ama her ağaç bir tohumdan çıkar.

Bir medeniyet milyonlarca insanın eseridir ama değişim önce bir insanın ayağa kalkmasıyla başlar.

Sonra bir başkası gelir.

Sonra bir başkası…

İyilik de böyledir.

Bir selam…

Bir ziyaret…

Bir yardım…

Bir doğru söz…

Bir haksızlığa karşı duruş…

Bir gönle dokunuş…

Küçük gördüğümüz nice adım, yıllar sonra büyük neticelerin başlangıcı olabilir.

Bu sebeple insan yaptığı iyiliği küçümsememelidir.

Sen tohumu ek.

Belki gölgesinde kimin oturacağını hiç görmeyeceksin.

Ama ağaç yine büyüyecektir.

Yolun tamamını görmek zorunda değiliz

Bu sabah yola çıkarken zihnimden geçen düşünce aslında buydu.

İnsan bazen başlamıyor, çünkü sonunu göremiyor.

Hâlbuki yolun tamamını görmek zorunda değiliz.

Önümüzdeki bir adımı görmemiz yeter.

Bir adım at.

Sonra bir tane daha.

Düştün mü?

Kalk.

Kapı kapandı mı?

Başka kapıyı çal.

Olmadı mı?

Yeniden dene.

Yoruldun mu?

Dinlen; ama istikametinden vazgeçme.

Çünkü bazen insan yol bulduğu için yürümez;

yürüdüğü için yol bulur.

Sabahın sessizliğinde başlayan bu yolculuk bana bir kez daha bunu düşündürdü:

Allah insandan her zaman neticeyi istemiyor.

Netice zaten O’nun takdirindedir.

Bize düşen; halis bir niyet, doğru bir istikamet, samimi bir gayret ve atılması gereken adımı atmaktır.

Belki neticeyi biz görmeyeceğiz.

Belki saçtığımız tohumun meyvesini başkaları toplayacak.

Bunun da önemi yok.

Asıl mesele tohumu saçmak, bir insanı daha uyandırmak ve iyiliğin yürüyüşüne bir adım daha eklemektir.

Sonrası tevekküldür.

Öyleyse hayatın hangi alanında olursa olsun, hayırlı olduğuna inandığımız bir iş varsa beklemeyelim.

Bismillah diyelim ve yürüyelim.

Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

Adım bizden, yolu açmak Allah’tandır.

Emek bizden, bereket Allah’tandır.

Çünkü samimiyetle atılan hiçbir adım, hayır için verilen hiçbir emek Allah’ın izniyle zayi olmaz.

“Tasalanma yiğidim, zaman bizden yanadır.”

Mehmet Akpınar
23 Ağustos 2026