fatmagultanis @ gmail.com

Hayat Kürsüsü

Modern dünyanın bize biçtiği en büyük yanılgılardan biri, bilgiyi, kültürü ve bilgeliği yalnızca okul koridorlarına, sertifikalara ve duvarda asılı duran diplomalara hapsetme çabasıdır. Oysa hayatın okulu, dört duvarın ve kağıt parçasının çok ötesindedir.

 Elbette bu noktada okulu, eğitimi ve örgün öğretimi asla yermek, horgörmek gibi bir düşüncemiz olamaz. Okullar, akademik disiplinler ve bilim yuvaları bu medeniyetin omurgasıdır; kütüphaneler bilginin kilidini açan anahtarlardır. Buradaki esas mesele eğitimi küçümsemek değil, onun sınırlarını yanlış çizmektir. Zira nice insan vardır ki hiçbir okul yüzü görmemiş, eline diploma almamıştır; lakin hayatın cenderesinde pişerek koca bir kütüphaneden daha derin bir irfan sahibi olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş, okumuş, idrak etmiş bu gönül insanları hayatın en kıymetli rehberlerindendir.

 Bununla birlikte, madalyonun diğer yüzünde düşündürücü bir gerçek durur: Ne yazık ki elinde en yüksek diplomaları, unvanları taşıyıp da insanlık dersinden, görgüden ve basiretten nasibini almamış diplomalı cahiller de aramızdadır. Kâğıt üzerindeki unvanlar her zaman vicdanı, hoşgörüyü ya da ince zekâyı tek başına garanti etmez. Bilgi, ancak erdemle harmanlandığı ölçüde kıymet kazanır.

 Hocalar sadece cami de ya da okul kürsülerinde mi olmalı.?

Caminin mihrabında manevi iklimi soluklandıran din görevlimiz de hocadır, doğduğumuzda ilk öğretmenizin olan ve bizim dönemimiz de çoğumuzun okuma yazma dahi bilmeyen yetiştirip bu günümüze getiren annelerimiz de hocadır, tezgâhının başında sabırla demiri döven, ağaca oymayla hayat veren zanaatkâr da...

Kalemini yüreğine batırıp bir şiir dizesiyle içimizi titreten şair de hocadır, o şiiri gözlerinde bir damla yaşla yürekten hissedip okuyan da... Her şair her zaman kusursuz şiir okuyamayabilir; lakin o mısraları kalbinden geçiren herkes kendi alanında birer rehberdir.

 Her insanın meziyeti, marifeti ve becerisi kendine özgüdür. Kimi kelimelerle köprüler kurar, kimi renklerle dilsiz duyguları konuşturur, kimi de toprakla konuşup en güzel meyveyi yetiştirir. Kendi alanında emek veren, üreten ve gönül koyan herkes, o sahanın birer hocasıdır aslında.

 Bazen en büyük hakikatler en küçük yüreklerden dökülür. Bir çocuğun saf bir merhametle gösterdiği davranış, bir karıncayı incitmemek için gösterilen o hassasiyet, yetişkinlerin yıllarca okuyup da felsefesini çözemediği bir insanlık dersi değil midir?. O an o çocuk, benim gözümde insanlık dersi verdiği için hocadır. Bilgiye asıl değerini veren, unvanlar değil; onun yaşama aktarılış biçimidedir bence.

 "Ben çok güzel yemek yaparım; ama aşçı değilim, bu yüzden hoca olamam" demek, hayatın gizli zenginliklerini göz ardı etmek olur. Bir annenin veya bir babanın sevgiyle kaynattığı çorba, sadece karın doyurmakla kalmaz; eve huzur, ruha şifa aşılar. O tencerenin başındaki kişi, belki profesyonel bir mutfağın diplomasına sahip değildir; ancak sevgiyi, paylaşmayı ve lezzeti harmanlayışındaki ustalık, en büyük maharettir ustalık hocalıktır.

 Marifet iltifata tabidir evet doğrudur; ama asıl marifet, o emeği ve samimiyeti görebilmektedir. Aslında söylemek istediğim şu ki; insanlara hocam,ustad,… diye hitap etmek sizden bir şey eksiltmez kaybolmaz ama o kişiye çok şey kazandırabilir  .İnsanlar onure olur ve o sıfatı hak etmek için uğraş verir layık olmaya çalışır aksine faydası olacağını düşünenlerdenim.

 Hayatın bu koşturmacası ve kalabalık karmaşası içinde asıl hep hatırda tutmamız gereken, herkesin kendi iç sesine ve rengine sahip olduğu ve insanlar bu hayat kargaşasında kendilerini ifade etme özgürlüğünü korkusuzca kullanabilmeli, ruhlarındaki potansiyeli dışarı yansıtabilmelidir. Kimi bir fırça darbesiyle, kimi yazdığı iki satır mısrayla, kimi tencerede kaynayan aşıyla ya da sadece samimi bir gülüşüyle kendini ortaya koyar. Kimseyi kalıplara sıkıştırmadan, ötekileştirmeden herkesin kendi özgün lisanıyla kendini ifade etmesine alan tanımak gerekir.

 Kendimize şu soruyu sormalıyız: Bilgiyi yalnızca bir kâğıt parçasıyla tescillendiğinde mi değerli kılıyoruz? Yoksa hayatın her alanında,  ruhumuzu besleyen binlerce öğretmeni ıskalıyor muyuz?

 İnsanları etiketleriyle, unvanlarıyla ya da sahip oldukları belgelerle sınırlamak; denizi bir bardak suya sığdırmaya çalışmak gibidir. Hâlbuki hayat, farklı seslerin, farklı renklerin ve farklı becerilerin uyumlu bir korosu olabilir. Herkesin müziği ayrıdır, her kalemin ritmi başka...

 Önemli olan, kimin neyi bildiğinden ziyade, karşımızdakinin samimiyetine ve hayatımıza kattığı değere ne kadar kulak verebildiğimizdir. Çünkü asıl bilgelik; hayatın her zerresinden öğrenecek bir şey olduğunu bilmenin huzurunu taşımaktır.

 Fatmagül TANIŞ 2026