KOMŞU HAKKI
Komşuluk, sadece ortak kullanım alanlarına sahip olmak değildir.
Komşuluk, duvarların birbirine yaslanmasından ziyade gönüllerin birbirine kaynaşması demektir.
İyi bir komşu aramadan önce iyi komşu olabilmek demektir.
Komşuluk, saygılı ve paylaşımcı, fedakâr ve duyarlı olabilmektir.
Komşularımıza eziyet etmemek, şeref ve haysiyetlerine, namus ve iffetlerine dil uzatmamaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, komşusunu rahatsız etmesin!”[1]
Maalesef, aşırı dünyevileşme, bireysellik ve bencillik, komşuluk ilişkilerimizi gün geçtikçe zayıflatmaktadır.
Müminler olarak bizler, gönüllerimizi birbirine komşu kılabiliyor muyuz? Kendimiz için istediğimizi komşumuz için de isteyebiliyor muyuz? Komşularımızın maddi ve manevi ihtiyaçlarına katkıda bulunabilmek için dini, ahlaki ve insani sorumluluklarımızı yerine getirebiliyor muyuz?
Komşuluk hakkının neler olduğunu soran bir kişiye, Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle cevap vermiştir: “Hastalandığında ziyaret etmen, öldüğünde cenazesine katılman, borç istediğinde vermen, muhtaç olduğunda ihtiyacını karşılaman, hayırlı işlerini tebrik etmen, musibet anında sabrı tavsiye etmendir.”[2]
Diğer bir hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Komşusu şerrinden emin olmayan kimse cennete giremez.”
KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDERDİK BİZ...
“Hu Hu” diye seslenirdik komşumuza...
“Eyvallah” dilimizin pelesengi idi…
“Hay”dan gelip “hu”ya giderdik…
“Hay Hay” Efendim! diye kabul ederdik teklifleri…
“Allah, Allah, Allah, Allah ” diyerek şehadete koşardık Tuna boylarında…
“Allah Allah”, “Sübhanallah”, “Allahu ekber “ idi hayretlerimiz.
Şimdilerdeki gibi “Vaav” diye ya da “ohaa” diye gayri müslim çağırması gibi çığlıklar atmazdık.
“Tövbe estağfurullah” “fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı.
“Aman Allah’ım” derdik “oh my god” girmeden dilimize…
“Salavat” anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını görünce
“Neûzubillah” çekmek idi istemediğimiz bir şey görünce zikrimizi…
“Bismillah”ile başlarlardı her hayrın başı.
“Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam edeydi…
“Allah Allah İllallah, Muhammedun Resulullah” sonrası derdik alkışlarla yiğitlere “maşallah”
“Ya sabır” öfkemizin ilacı idi….
“Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı “vekil” ederdik çaresiz kalınca…
“Ya Şafi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel…
“İnna lillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları…
“Hak’ka yürürdük” eskiden ölmezdik biz…
“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” hatları süslerdi iş yerlerimizin duvarlarını, psikiyatrik ilaçlarlar dünyamıza girmeden…
-Velhasılı kelam Azizim!
“Eskiden yaşarken zikrederdik, şimdi zikrederken bile o hâli yaşayamıyoruz"
O güzel hâllerimize tekrar dönmemiz dileği ile...
[1] Buhari
[2] Taberâni

