AAA… BÜYÜ MÜ YAPMIŞLAR?
Bir Kur’an hocası düşünün…
İnsanlara umut vermesi, gönüllerini rahatlatması, Allah’a güvenmeyi öğretmesi gereken bir yerde duruyor.
Ama ağzından çıkan sözlere bakıyorsunuz; umut yok, güven yok…
Bir din görevlisine yakışmayacak şekilde: “Bize büyü yapıldı…
Çocukların bahtı bağlandı…” gibi sözler sarf ediyor. İnsan ister istemez soruyor: Bir insan, öyle ki din anlatan bir insan, kendi ağzından çıkan sözü hiç kulağıyla duymuyor mu?
Söz, insanın içine atılan bir tohum gibidir.
Sürekli korku konuşulursa korku büyür.
Sürekli çaresizlik konuşulursa çaresizlik büyür. İnsan, bir süre sonra gerçekten öyle olduğuna inanmaya başlar.
Ve inandığı şey, onun gerçeği hâline gelir.
Kimse bir şey yapmadan, insan farkında olmadan, kendi düşüncesiyle kendi kendini etkiler.
Her şeyi büyüye bağlamak, çoğu zaman gerçeği aramaktan kaçmaktır.
İnsan bazen hayatın zorluklarıyla yüzleşmek istemez.
Bazen “nasip” der geçer, bazen “sabır” der bekler.
Ama bazen de kolay yolu seçer; sebebi kendinde aramak yerine, suçu görünmeyen şeylere yükler.
Çünkü bu, insanın kendi sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçmasının en kolay yoludur. Oysa din, insanı korkuya teslim etmek için gelmedi.
Bunu en iyi bilmesi gereken kişi de din görevlisinin kendisidir.
Din; insanı ayağa kaldırmak, Allah inancını güçlendirmek ve kalbe teslimiyet vermek için vardır.
Allah’ın izni olmadan bir yaprak dahi düşmeyeceğini en iyi din görevlisi bilir.
Allah’a inanan insan, her şeyi gizli güçlere, büyüye bağlayıp köşesine çekilen insan değildir.
Aksine, elinden geleni yapan, sonra Allah’a güvenen ve tevekkül eden insandır.
Ama bir insan sürekli olumsuz düşüncelere takılıp kalırsa, bir süre sonra kendi kurduğu bu düşünce dünyasının içinde yaşamaya başlar.
Atalar boşuna dememiş: “Bir şeyi kırk kere söylersen, olur.” Sürekli olumsuzluk düşünen insan, açık kapıları bile göremez.
Çünkü asıl kapanan, dışarıdaki kapılar değil, insanın içindeki umuttur.
En üzücü olan da şu ki: İnsan, kendi kendine söylediği sözlerle kendi hayatını daraltır.
Kendi kendine zincir vurur.
Sonra da o zinciri başkasının vurduğunu zanneder.
Kaldı ki bunu söyleyen kişi bir Kur’an hocasıysa, sorumluluğu daha da büyüktür.
Çünkü insanlar, din anlatan kişinin sözünü sıradan bir söz gibi görmez.
Ona inanır, ondan etkilenir. Eğer o kişi korku konuşursa, korku yayılır.
Eğer o kişi umutsuzluk konuşursa, umutsuzluk yayılır.
Oysa Kur’an-ı Kerim, insanı korkuya hapsetmez; insana umut verir.
Allah varsa umutsuzluk yoktur. Allah varsa, her derdin bir çaresi vardır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirildiği gibi: “Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümidini keser.” Bu, inanan insan için açık bir ölçüdür.
Mümin, ne yaşarsa yaşasın umudunu kaybetmez.
Çünkü bilir ki Allah “Ol” der ve olur. Allah varsa, kapalı görünen yollar bile bir gün açılır.
Bilmemiz gereken gerçek şu ki : İnsanı bağlayan büyü değil, insanın kendi aklına vurduğu kilittir. Ve o kilidin anahtarı da yine insanın kendi elindedir. Aklımıza sahip çıkalım.
Ve özellikle din görevi yapan insanlar, bulundukları makamın ağırlığını ve kıymetini bilsinler.
Çünkü o makam, korku yayma makamı değil; umut ve örnek olma makamıdır.
Vesselam.
Fatmagül TANIŞ 2026

