Tevekkül, Deprem ve musibetler
Bu âlemde meydana gelen tabîî olayların tâbi olduğu bir tabiat kanunu var. Bu kanun ilahî menşeylidir ve Hakk'ın ilim ve iradesine bağlıdır. Bir mümin inancına göre bu âlemdeki her olay ilm-i ilahinin ihatası ve iradesi altındadır.
Çünkü Kuran: "O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi bile bilir."(En’am:59) buyurmaktadır.
Âlemin yüce Yaratıcısını varlığı yarattıktan sonra hiçbir şey karışmayan ve ilgilenmeyen bir konuma indirgemek İslami inançla bağdaşmaz.
Her nedense bir kısım insanlar ve bazı aydınlar konuyu böyle algılamakta ısrar ediyorlar.
Depremle Allah'ın bir ilişkisinin bulunmadığını bunun bir doğa olayı olduğunu iddia ve ispata çalışıyorlar.
Deprem ilahi takdir değil diyorlar.
Oysa Kuranî anlayış, bunun ilahî irade ile olduğunu haber veriyor.
Ardından bu tür tabi afetlerde bizlere sığınak olarak sabrı tavsiye ediyor.
Aslına bakılırsa insanın felaket zamanlarında yapabileceği şeyler de sabır, teslimiyet ve duadan ibarettir.
Allah, ahiret ve kader inancı, insan için böyle zamanlarda adeta en güvenli limandır.
İnsan dua ile Allah'a daha yakındır. Kendisine dua ile iltica edilmesini isteyen de O'dur.
Ayrıca insanoğlu sığınma ihtiyacında bir varlıktır. Ayeti Kerimede: "O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, sizin istifadenize sunmuştur.
Şüphesiz, bunda fikir üreten, düşünen bir toplum için nice ibretler vardır."(Casiye:13) Buna göre, yeryüzünde normal tabiat olayları insanın korunabileceği ölçüler içinde cereyan eder.
Bütün gök cisimleri ve semalar da insanoğlunun hizmetine sunulmuştur.
Kısaca insanoğlu, tabii âfetlere karşı bilimsel tedbirler almak suretiyle zararı en aza indirebilmelidir..
Ancak, tabii (her zaman olabilen) âfet sınırı aşılınca bir önceki tedbirlerde yetersiz kalır ve Allah'ın dilediği şeyler vuku bulur.
Artık takdir tedbirin önüne geçer.
Yine de âfetin meydana geliş şekli, sünnetullah'a(Allah’ın yeryüzündeki kanunu) uygun olur. İlahi dengede sebepler olmadan sonuca ulaşılmaz.
Mesela; depremler, volkanlar olmasaydı yerküre sıkışır ve paramparça olurdu. Dünya diye bir şey kalmazdı. Tabii(doğal) denge denilen şey budur.
Bütün yaratılmışlar, bu dengenin sebep-sonuç ilişkisinin bir parçasıdır.
Her şeyin bir takdiri vardır. Buna da “kader” diyoruz.
Kader çizgisinde Allah’ın koyduğu hudutlar dairesinde kulların sorumluluğunu gerektiren ödevler vardır.
Deprem enerji yoğunluğunun sıkışıp daha sonra boşalmasıdır.
Kuranın tabiriyle “yerin ağırlığını dışarı çıkarması” hadisesidir.
Kuran’daki Zilzal(deprem) Suresi bunu anlatır.
Haddizatında “tabiat kanunu” denilen şey, bizatihi Allah’ın kanunudur, sünnetullahtır.
Allahın külli iradesinin bir parçasıdır.
Dengeleri koyan O’dur.
Afetlerin olağandışı veya olağanüstü oluşu, bu külli dengenin içinde gerçekleşen çok cüzi bir parçadır.
Bu bağlamda deprem, elbette İlahi bir ikazdır.
Sadece doğal afetlerde hayatını yitirenler değil, her insanın ölümü de ilahi bir ikazdır, uyarıdır.
Muhatap insandır. Depremlerde inşa ve imar hatalarından kaynaklı kayıplarımız, alınmamış tedbirin bir sonucudur.
Bizi ilgilendiren boyutu tedbir olmadan tevekkülün olamayacağıdır.
Tedbir almadan işi oluruna bırakmaya “tevekkül” denir.
Kolaycılıktır, tembelliktir, dinde yeri yoktur… Hz. Ömer bir bölgeye gidilmesin diye emir verir.
Bunun üzerine Ebu Ubeyde “Ey Ömer, Allah’ın kaderden mi Kaçıyorsun?” sorusuna, “Evet, öyle ama Allah’ın bir kaderinden kaçarken öbür kaderine doğru gitmekteyiz” cevabını verir.
Hz. Ömer vebalı bölgeye girenleri orada kalmalarını, dışarıdakilerin ise içeri girmemelerini söyleyip bölgeyi karantinaya almıştır. Hastalığın yayılmaması için birinci derecede tedbir almıştır.
Hz. Enes (R.A) anlatıyor: "Bir adam Resulullah (s.a.v)'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu.
Ona: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu."(Hadis,Kütübi sitte) Yine bir başka rivayette de Hz. Peygamber bir bedeviye “deveni nereye bıraktın” diye sordu.
Bedevi “Allah’a emanet ettim” der. Allah Resulü “deveni önce bağla, sora Allah’a tevekkül et” diye uyarıda bulunur.
Demek ki tedbir olmadan tevekkül olmaz.
İlahi ikazı “tedbir ve tevekkül” dairesinde okumak lazım! İlahi mesaj; “tedbiri ve tevekkülü” öngörür.
Tevekkül; sebep sonuç ilişkisinin en doğru şekilde işletilmesidir.
Tevekkül; maddi ve manevi boyutuyla hayatımızın tüm altyapısıdır.
Hâsılı; İlahi mesajı doğru okursak “şer zannettiğimiz birçok şeylerin hayır olduğunu” görürüz. Musîbetlere ve felâketlere sabır, insanı olgunlaştıran önemli imtihan aracıdır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur. "Şüphesiz, Biz, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (yoksulluk) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenlere müjdele!..
O sabredenler, kendilerine bir musibet geldiği zaman:
Biz Allah'ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz, derler. (Bakara:151)

