fatmagultanis @ gmail.com

MUSİBETLER VE İÇ YIKIMLAR

Depremler, seller, savaşlar…

Yeryüzü bazen sarsılır; ama bu sarsıntılar sadece toprağı değil, insanın iç dünyasını da yerinden oynatır.

Çünkü büyük felaketler, insanın en çıplak hâlini ortaya çıkarır: korkularını, inancını, vicdanını ve ahlakını.

Kahramanmaraş depremi bunun en acı örneklerinden biri oldu.

Binlerce can toprağa karışırken, şehirlerle birlikte umutlar, vicdanlar ve değerler de göçük altında kaldı.

Bu, yalnızca fiziksel bir yıkım değil; ruhsal, ahlaki ve toplumsal bir çöküşte oldu

. Normalde musibetler insanı Allah’a daha çok yaklaştırması düşünülür. Çünkü zorluk anları sabrın, tevekkülün, duanın değer kazandığı anlardır.

Ancak bu büyük felaketin ardından toplumun bir kesiminde tam tersi bir eğilim gözlendi: öfke, isyan, dinden uzaklaşma ve toplumsal çözülme…

Bu durumu sadece travmanın büyüklüğüyle açıklamak yetersiz kalır.

Burada derin bir sorunla karşı karşıyayız: insanın iç dünyasıyla kurduğu bağın zayıflığı. İçsel yapı sağlam olmadığında, dışarıdaki her sarsıntı insanı kolayca yıkar.

Çünkü kalbinde kök salmamış bir inanç, ilk rüzgârda savrulur. Deprem bize sadece binalarımızın değil, inançlarımızın da temelsiz kaldığını gösterdi.

Modern insan için din, çoğu zaman biçimsel bir kimliğe indirgenmiştir.

Camiye gitmek, oruç tutmak, başörtüsü takmak ya da tespih çekmek gibi ibadetler, eğer kalpte samimiyet yoksa sadece birer gösteriden ibaret kalır. Oysa gerçek iman, içten bir teslimiyet ister.

İbadetle birlikte karakteri de inşa eder. Çünkü Allah’a inanmak, sadece dua etmek değil; adaletli olmak, merhamet göstermek, ahlaklı kalabilmek demektir

 Büyük felaketler işte bu içsel gerçekliği görünür kılar. İmtihan anı, kalpte ne varsa onu dışa vurur. Kalbinde sabır olan secdeye yönelir, kırgınlık taşıyan ise isyana… Allah’ı gerçekten seven, O’nu hiçbir şartta terk etmez.

Ama kalbinde O’na yer vermemiş olan, musibet anında sanki Allah onu bırakmış gibi hisseder.

Gerçekte terk eden kendisidir; çünkü Allah, hiçbir zaman kulundan uzaklaşmaz. Bir insanın imanı, sadece huzurlu zamanlarda değil, kriz anlarında da belli olur.

Ahlak, işler yolundayken değil; çıkarlar çatıştığında, korkular büyüdüğünde, kayıplar yaşandığında test edilir.

Eğer biri zorlukta bencilleşiyor, adalet duygusunu yitiriyor, vicdanını susturuyorsa, bu onun içsel dengesinin eksik olduğunu gösterir.

Oysa olgun insan, koşullar değişse de karakterinden vazgeçmez.

Bilimsel açıdan bakıldığında, travmalar bireyde savunma mekanizmalarını tetikler; kiminde inanç güçlenir, kiminde zayıflar.

Bu farkı belirleyen şey, kişinin önceden kurduğu manevi ve psikolojik dengedir. Felaketler, toplumun dayanışma ya da çözülme kapasitesini de açığa çıkarır.

Ahlaki ve ruhsal sağlamlık, bir milletin yeniden ayağa kalkma gücünü belirler. Şunu önemle söylemek isterim ki: musibetler yalnızca dış dünyayı değil, iç dünyayı da imtihan eder.

Gerçek iman, yıkıntıların ortasında bile insan kalabilmektir. Çünkü asıl direniş, enkazdan değil; kalpden başlar.

Fatmagül TANIŞ – 2025