fatmagultanis @ gmail.com

SADECE ANNE Mİ KALMALI?

Toplumun annelik rolünü kutsal sayması elbette kıymetlidir; ancak bu kutsallık, kadının bireyliğini ve kadınlığını gölgede bırakmamalıdır.

Kadın anne olduğunda, sanki artık başka hiçbir role hakkı yokmuş gibi davranılır.

Ne hissettiği, ne istediği, ne hayal ettiği çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa her anne, bir zamanlar çocuk olan, genç olan, hayalleri olan bir kadındır.

Psikolojik açıdan bakıldığında, kendini tamamen feda eden anneler sağlıklı bireyler yetiştiremez.

Sürekli veren ama kendini hiç beslemeyen bir anne, zamanla tükenmişliğe sürüklenir.

Tükenmiş bir ruh, sevgi üretemez; ve sessizce yıpranır.
Çocuklara küçük yaşta sorumluluk verilmemesi, onların hayata hazırlıksız kalmasına neden olur.

Gelişim psikolojisine göre, yaşa uygun görevler üstlenmek çocukta özgüveni, karar alma yetisini ve topluma ait olma duygusunu geliştirir.

Sorumluluk almadan büyüyen çocuk, sosyal hayatta zorlanır, bağımsızlaşamaz, en küçük krizlerde yıkılır.

Sosyolojik olarak bu, görev bilinci gelişmemiş bireylerin artmasına ve toplumsal işleyişin zayıflamasına yol açar.

Oysa toplumlar; ancak sorumluluk duygusuyla büyüyen, kendine yetebilen, annesine bağımlı değil saygılı bireylerle güçlenir.

Dinimiz de bu dengenin önemine vurgu yapar. İslam, anneliğe büyük değer vermiştir.

Ancak bu değer, kadını sadece çocuk büyüten bir varlığa indirgemez.

Kur’an-ı Kerim’de Lokman Suresi 14. ayette şöyle buyrulur:
Biz insana, anne babasına (itaat etmeyi) tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşımıştır, zorlukla doğurmuştur...”

Buradaki vurgu, annenin sadece fiziksel değil, duygusal ve psikolojik yükünün de fark edilmesi gerektiğidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Cennet, annelerin ayakları altındadır” buyurarak annenin mertebesini yüceltmiştir.

Ancak bu söz, annenin kendi benliğini yok saymasını değil; ona hak ettiği saygının, anlayışın ve desteğin verilmesini öğütler.

Kadınların da birer kul, birer eş, birer düşünen ve hisseden insan olduklarını hep hatırlamak gerekir.

Hz. Hatice (r.a), sadece bir eş ve anne değil, aynı zamanda ticaretle uğraşan güçlü bir iş kadınıydı.

Hz. Aişe (r.a), İslam tarihinde önemli bir ilim insanıydı; hadis nakleden, düşünce üreten, eğitim veren bir öncüydü.

Onlar sadece anne değil; aklı, bilgeliği ve emeğiyle topluma yön veren örnek şahsiyetlerdi.

Bugünün kadınlarının da aynı şekilde düşünmeye, üretmeye, kimliğini korumaya ve saygı görmeye hakkıları var.

Evlatlar da toplum da şunu iyi bilmelidirler ki;
Bir kadının hayatı yalnızca çocuklarına adandığında değil, kendine de yer açabildiğinde tamamlanır.

Her anne, aynı zamanda bir kadındır.
Her kadın, yaşamaya, nefes almaya, sevilmeye ve saygı görmeye layıktır.

Çocuğun geleceği için, onun yerine yürümesi değil asıl olan; onun yürüyebilmesi için doğru sorumluluklar vererek, hayata hazırlamasıdır.

Bir anne de insandır…
Yorulur, kırılır, susar, bekler.
Görülmek ister, sevilmek ister.

Anlatmadan da anlaşılmak, yargılanmadan da görünür olmak ister.

O, yalnızca başkaları için yaşamaya mecbur değil; kendi için de var olmayı hak eden bir kalp olmak ister..

Kadın, sadece doğurmak için değil, yaşamak için de yaratılmıştır.

Dünyanın yükünü değil, hayatın sevincini taşımayı da hak eder.

Fatmagül TANIŞ 2025