TİCARET Mİ DOKUNUŞ MU?..
Bir kalemin değeri, kaç kitap sattığıyla değil; kaç kalbe dokunduğuyla ölçülür.
Bir kitap fuarını gezdiğinizde yalnızca kitapları değil, aslında bir toplumun kültürel nabzını da ölçersiniz.
Bu yıl katıldığım fuarda fark ettiğim manzara, beni hem düşündürdü hem de içimi burktu.
Kalabalıkların arasında dolaşırken insanlarımızın kitaplara olan ilgisinin azaldığını, bir kısmının yalnızca imza almak veya sosyal medya paylaşımı yapmak için geldiğini görmek üzücüydü.
Ancak bundan daha da sarsıcı olan, bazı yazarların kalemi bir hizmet aracı olmaktan çıkarıp bir satış stratejisine dönüştürmüş olmalarıydı.
Gözlemlediğim kadarıyla, kimi yazarlar artık okuyucuyu bir “okur” olarak değil, bir “müşteri” olarak görmeye başlamış.
Satış yapabilmek için çeşitli NLP taktikleri kullanan, okur psikolojisini çözümleyip onu ikna etme odaklı davranan yazarlarla karşılaştım.
Elbette herkesin geçim derdi, emeğinin karşılığını alma hakkı vardır; ancak burada sorgulanması gereken şey, niyetin ve tutumun etik olup olmadığıdır.
Çünkü bir yazarın kalemi, yalnızca ticaretin değil, insanlığın da sorumluluğunu taşır.
Fuar sırasında yaşanan bir olaya istemeden şahit oldum. Bir yazar, bir başka yazara dönerek öfkeyle, — “Müşterim kaçıyor!” diye çıkıştı.
O an içimde derin bir sızı hissettim; çünkü orada yankılanan kelime “okur” değil, “müşteri”ydi. Bir kalem sahibinin, bir başka kalemdaşına bu şekilde seslenmesi; yazarlığın ne denli ticarileştiğini, ruhunun ne kadar zedelendiğini açıkça gösteriyordu.
Oysa gerçek bir yazar, bir başka yazarın varlığından rahatsızlık duymaz; aksine onunla aynı amaca hizmet ettiğini bilir. Kalem erbabına yakışan, rekabet değil; birbirini yüceltmektir.
Bunların yanı sıra öyle yazarlar da var ki, amaçları gerçekten insanlığa hizmet etmek.
Kitaplarını anlatırken niyetleri ticaret değil, fayda sağlamaktır. Hatta “param yok” diyenlere kitaplarını hediye eden, “hep benim kitabım satılsın” demeyen, paylaşmayı ve gönül zenginliğini ön planda tutan yazarlar…
Atalarımızın kültüründe ve dini öğretilerimizde de yer aldığı gibi, “Ben bugün siftah ettim, komşum da etsin” anlayışıyla hareket eden, yanındaki yazarın kitabının alınmasını okurlara içtenlikle öneren çok kıymetli yazar ve şairlerle de tanıştım.
Bu davranış, hem ahlaki bir incelik hem de edebiyatın özündeki hizmet ruhunun canlı kanıtıdır.
Onlar, “veren elin alan elden üstün” olduğu bilincini yaşatan gerçek kalem erbaplarıdır.
Arz-talep dengesi elbette modern dünyanın kaçınılmaz gerçeğidir.
Fakat bir eğitimci, bir düşünür ya da bir yazar bu dengeyi belirleyenlerden olmalıdır; onun yönlendirdiği toplum, nitelikli talebi oluşturandır.
Bu yüzden bir yazarın “nasıl daha çok satabilirim” yerine “nasıl daha fazla fayda sağlayabilirim” sorusuna odaklanması gerekir.
Zira eğitim, edebiyat ve sanat alanında amaç, bireyin bilincini yükseltmek; düşünceyi, duyguyu ve vicdanı beslemektir. Gerçek yazar, satırlarının ötesinde bir misyon taşır.
O, toplumun aynasıdır; kalemini çıkar uğruna değil, insanlığın sesi olmak için oynatır.
Yazdıklarıyla vicdanları uyandırır, bilinçleri besler, insanı insan yapan değerleri hatırlatır. Okurunu bir “müşteri” olarak değil, bir “yoldaş” olarak görür.
Çünkü okurla yazar arasındaki ilişki, ticari değil, ruhsal bir bağdır; kalpten kalbe kurulan görünmez bir köprüdür.
Eğer edebiyat ve eğitim, yalnızca satış ve popülerlik uğruna araçsallaştırılırsa; o zaman biz, bilgi çağında olsak da bilgelikten uzaklaşmış oluruz.
Bu yüzden, her kalem sahibine düşen en büyük görev, kendi niyetinin safiyetini korumaktır. Yazmak, insanlığa hizmettir; ve hizmet, asla müşteri gözüyle bakarak yapılmaz.
Gerçek yazarın amacı satmak değil, bilinçlendirmek; hizmet etmek ve dokunmaktır.
Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Bazıları kitap yazarak zenginleşir, bazıları ise bir tek cümlesiyle insanlığı yüceltir.
Elbette tercih sizin…
Selametle,
Fatmagül TANIŞ — 2025


