fatmagultanis @ gmail.com

YAĞMUR; AYNI YAĞMUR

Bir nisan sabahı…

Gökyüzü ağlamıyor, adeta fısıldıyor.

İnce ince yağan yağmur, yalnızca toprağı değil, ruhumuzu da ıslatıyor.

Her damla aynı: saf, berrak, masum.

Ama o damla yılanın ağzına düşerse zehir, istiridyenin ağzına düşerse inci olur.

Ne büyük fark! Sadece düştüğü yerin farkı… Hayat da böyle değil midir?

Aynı acılar, aynı sözler, aynı gerçekler…

Kimi insanda öfkeye, kiminde olgunluğa dönüşüyor.

Hepimiz aynı gökyüzüne bakız; ama her birimizin bakışı ,bakış açısı başkadır.

Kimi, bulutların arasından ışığı görür; kimi, aynı bulutu sadece karanlık ,iç karartıcı sayar.

Nisan yağmuru tazelenmenin, doğanın uyanışının müjdecisidir aslında.

Fakat o su, yılanla buluştuğunda zehirlenir; çünkü yılan zehriyle var olur.

İstiridyenin doğası ise başkadır. İçine düşen küçücük bir kum tanesini yıllarca sabırla işleyip inciye dönüştürür.

Acıyı alır, güzelliğe çevirir.

Yağmur herkese yağar; mesele, ona nasıl karşılık verdiğimizdir.

Kim olduğumuz, o yağmurdan sonra şekillenir. Bazıları hiçbir şeyle değişmez; içlerinde çoktan karar verilmiştir: Dünya kötüdür, insanlar çıkarcı, hayat ise adaletsiz. Bu yüzden masum yağmuru bile karanlıklarına katarlar. En güzel fırsatları zehirleyenler de onlardır; çünkü bakışlarında umut ,çaba yoktur.

Oysa bu bir kader değil, tercihtir.

Kimse zehirle doğmaz.

Kimi karanlığıyla barışır; yağmurun arındırmasını değil, karanlığına hizmet etmesini ister.

O yüzden nereye düştüğümüz kadar, nasıl bir varlık olduğumuzun da önemi büyüktür.

İstiridyenin hikâyesi hepimizin içindeki gizli gücü anlatır.

Dışarıdan gelen küçücük bir kum tanesi zamanla bir güzelliğe dönüşebilir.

Ama bu dönüşüm kolay değildir; sabır ister, zaman ister, içsel bir işçilik gerektirir. Herkesin harcı değildir.

Ve işte asıl mesele burada başlar: Farkında olmak.

Yağmuru fark etmek, içimize düşen kum tanesini görmek, yüreğimizin yönünü bilmek…

Çünkü insan, sadece nereye düştüğüyle değil, nereye gittiğiyle de anılır.

Kendi adımlarının sesini duyamayan, başkalarının gürültüsünde kaybolur.

Hangi yoldan yürüdüğünü bilmeyen, her yağmurda başka yönlere savrulur.

Hayat, başımıza gelenlerin toplamı değil; onlara verdiğimiz cevapların aynasıdır.

Gözümüz gökyüzünde olsa da, adımlarımız toprağa iz bırakır.

Bu yüzden her damla, bize hem bir soru hem bir davet sunar: “Sen hangi hikâyenin içindesin?

Zehrin mi, incinin mi?” Yönümüzü, niyetimizi ve nereye gittiğimizi bilmek.

İşte gerçek olgunluk ve insan olmanın en derin sınavı bu değil midir?

Sağlıcakla farkındalıkla kalalım.

Fatmagül TANIŞ 2025